Türk-İslam Sanatları Merkezi
Târifler ve Tedkîkler
Mürâcaat ettiğimiz eserlerde, estetik kelimesinin muhtelif şekil ve mânâda târif edilmiş olduğunu gördüğümüz için, mevzûu bir sual hâlinde ele alıyor ve ehemmiyetine binâen bu târiflerden birkaçını şöylece sıralıyoruz:
1- Şemseddin Sâmi Beyin Fransızcadan Türkçeye çevirdiği Kaamûsda şunu görüyoruz: Esthétique: Aksâm-ı felsefeden tabiatda veyâhud sanâyideki hüsn ve letâfeti fark ve temyîz etmek hassası. Fenn-i bedâyi. Güzel şeyi fark etmek. Hüsne mensub ve müteallik.
2- Prof. Suud Kemâl Yetkin Estetik adlı eserinin başında şöyle târif ediyor: Estetik kelimesi, kuvve-i hissiye veya hassâsiyet demek olan Yunanca asthésis lâfzından müştak olup, harfiyyen tercümesi lâzım gelse İlm-i his demek îcâbeder. Halbuki bugün, estetik kelimesi Güzeli, sanat ve sanatkârları mevzû ittihaz eden ilme denilir.
3- Prof. Celâl Esad Arseven de Sanat Ansiklopedinde (cild: 1 , sâhife: 539) şöyle târif etmiştir: Estetik (Osmanlıca: bedâyi ve bedîiyyât) Yunanca hassâsiyet ve duygu mânâsına olan Esthesis kelimesinden alınarak bütün Avrupa dillerine girmiş olan bir tâbirdir. Duygu ilmi mânâsını ifade ederse de, bugün, sanattaki güzelliğin mâhiyetinden bahseden ilim mânâsına kullanılmaktadır… Estetiğin bir mânâsı da güzel ve bedîîdir.
4- Nisbeten yeni yazılmış olan Türkçe sözlükte de şunları görüyoruz: Estetik, güzelliği ve güzelliğin insan zihnindeki ve duygularındaki etkilerini konu olarak alan felsefe kolu olup: mantık, hakîkate ermek için akla nasıl kılavuzluk ediyorsa, estetik de güzeli bulmak için duyguya öylece yol gösterir.
Birinci târifde kelimenin muhtelif mânâları veciz bir sûrette toplanmıştır. Demek ki, estetik kelimesi yerine göre bunlardan birisi karşılığında kullanılıyor. Fakat, üçüncüdeki hasr bunda görülmüyor. Sonra 2., 3. ve 4. târiflerden asıl maksad, estetiğin,güzeli temyiz etmek hassası, güzel ve bedîî mânâlarını ifâde olmayıp herhangi bir güzelden bahseden müdevven bir ilim veya felsefe mânâsına kullanılmış gibidir. Fakat, kanâatımızca üçü de üzerinde durulmaya değer. Çünkü hiçbirisi estetiği bize efrâdını câmi, ağyârını mâni olacak sûrette târif etmişe benzemiyor. Çünkü ikinci ile dördüncüde güzel ve güzellik mutlak mânâsıyla alındığından, birinci târife uygun olarak hılkat ve sanât eserlerindeki güzellere ve güzelliklere şâmil olduğu halde, ikinci târif estetiğin mevzûunu yalnız sanat güzelliğine hasrediyor; bu güzelliğin bedîî olanına ve olmayanına şâmil oluyor. İkinci ile üçüncü, estetiğe ilmî; dördüncü ise felsefî bir karakter isnad ediyor. Bu sebeble de aralarında uyuşma görünmüyor. Kaldı ki, güzellik meselesinin ne ilmî, ne de felsefî bakımdan henüz katiyetle halledilmiş olmadığı da mâlûmdur. Bundan dolayı, ikinci ve üçüncü târifleri yapanların Bugün estetik şu… mânâda kullanılıyor demelerinde bir uyuşma bulunmaması sebebiyle, bu hükmün ya bir terceme hatâsından veya yanlış anlamaktan doğduğu fikrini veriyor. Bu târiflerden her birinin bir başka telden çalması karşısında zihin tereddüde düşmektedir. Estetik kelimesinin Yunancada asıl mânâsı his ilmi veya hassâsiyet veyâhut duygu demek olduğuna ve güzel, bedîî, bedâyi veya bedîiyyât karşılığında kullanıldığına ve bedîî güzelliklerin yalnız sanat eserlerine münhasr olmayıp, hılkat (yâni fıtrat ve tabiat) eserleri de şâmil olduğuna ve güzelliğini hislerimizden başka nefsânî arzulara yâhud akıl ve basîrete de mevzû olabilir çeşidleri bulunduğuna göre, estetik kelimesini ilk kullanan Alman Feylesofu Baumgartenin, bu kelimeyi, hılkat ve sanat eseri güzellikler içinden yalnız hissimizle, belki de sâdece göz ve kulağımızla alâkası bulunan ve bir bedâati hâiz bulunan güzeli ve güzelliği kasdederek nefsânî arzulara, akıl ve basîrete taallûk edenleri hâriç bıraktığını ifâde için kullanmış olması aykırı görülemez. Bizde eskiden bu mânâda Bedîiyyât, Fenn-i bedî gibi tâbirlerle kullanılmış olagelmesi de bu noktayı kuvvetlendirir. Bedîiyyâtın yalnız sanat güzelliklerine âid olmadığı ve bundan bahseden fennin tam bir ilim karakteri taşımadığı düşünülürse, dördüncü târifin ötekilerden daha derli toplu olduğu anlaşılır. Ancak, bu târif üzerinde de düşünülecek hususlar yok değildir. Çünkü, güzel ve güzellik gibi bedî, bedîî ve bedâyi ve bedîiyyât kelimeleri de, estetiğe verilen mânâlar bakımından düşünülmeye değer mevzûlardır. Zîrâ, bu kelimelerin ibdâ ile alâkadar olduğu mâlûmdur. Bu yüzden, eğer ibdâ yalnız yaratmak ve yaratma diye hakîkî mânâsıyla alınır da nisbîsi düşünülmezse, yukarıki kelimeleri hakîkî ibdâ ile vücut bulan hılkat ve tabîat güzelliklerine hasretmemiz, nisbî ibdâ eseri olan sanat güzelliklerini ve bu arada yazı güzelliğini bedîiyyât ve estetik dışında bırakmamız, yâhud da hılkat ve sanat güzelliklerini ve bunlardaki bedâati müsâvî sayarak hiçbirisini estetiğin yukarıki târifleri içine sokmamamız lâzımgelir. Bu sebepler, ilk nazarda mânâsız gibi görünen bu vaziyeti bir derece daha tahkîk edebilmek için, ibdâs, bedî kelimeleri üzerinde ayrıca durmak gerekmektedir.
www.turkislamsanatlari.com¼/p>
Toplam Okunma:59 Bugün Okunma:0 Son Okunma:02 September 2010
Yorum Yazın
Yorum yapabilmek için giriş yapmalısınız.