Türk-İslam Sanatları Merkezi
İbdâ ve Bedî
Ibdâ, bir misâli, bir örneği geçmemiş olan ve bir benzeri bulunmayan bir şey ihtirâ ve tekvîn etmektir. Nisbî olan ibdâlar, azçok bir misâl ile alâkadar olabilirse de hakîkî ibdâ hiçbir misâl ve asl ile mesbûk olamaz. İşte, böyle bir misâli geçmeden îcâd olunan ve bir benzeri bulunmayan örneksiz güzele ve fevkalâde şeye ibdâ edilmesi veya bedâatle muttasıf olması mânâsına bedî denildiği gibi bunu ibdâ eden ve ibdâ âdeti olan mübdia da bedî denir. Her iki mânâ ile bedî denildiği zaman bir örneksizlik, güzellik ve fevkalâdelik mefhûmu vardır. Bununla berâber, her ne olursa olsun, ibdâ edilmiş olan şeylere bedî demek ancak bir misâli geçmemiş olmak îtibâriyle izâfî ve nisbîdir. Görülüyor ki iki türlü ibdâ iki türlü bedî, iki türlü güzel veya güzellik var. Biri, hakîkî ibdâ ile vücûd bulan ve benzeri olmayan bedî, hakîkî güzel ve güzellik, diğeri, nisbî ve beşerî ibdâ ile vücûd bulan ve benzeri olan bedî, mecâzî güzel ve güzellik. Estetik; bu iki güzele de, güzelliğe de şâmil bir tâbir gibi görünür. Halbuki üçüncü târifin birinciye şümûlü yoktur. Diğer târifler ise bunu da içine alır. Sonra, ibdâı hakîkî mânâsınca yaratma ile ifade etmek ve bu mânâca bedîi hilkat eserlerinde mülâhaza etmek her zaman doğru olursa da , nisbî ve izâfî olan sanat eserlerinde bir fevkelâdelik de bulunsa, bunlara ibdâ ve bedî isnâdı benzersiz yapmak mânâsında doğru olabilir. Maamâfih, tabiatı taklid ile uğraşan veya tabiat eserleri etrafında doğrudan doğruya veya ideal bir nazarla dolaşan güzel sanatlar, hakkında düşünülmeye değer metafizik ayrı bir meseledir. Burada şu kadarcık işâret edelim ki, hakîkî ibdâa Allahtan başkası güç yetiremez. Zîrâ bu, nâmütenâhî ilim ve bütün sebeplere hâkim, üstün bir kudret ister. İnsanlar ise mahdud bir ilim ve kudretle yaratılmış olduklarından dâimâ sebebe ve nihâyet Allâha muhtaçtırlar. Bundan dolayı kendiliklerinden bir şey yaratamayacaklarından, hakîkî ibdâa da güç yetiremezler. Ancak yaratılmaya sebeb, vâsıta ve âlet olurlar. Bunlardaki rolleri nispetinde nisbî ve izâfî bedâati hâiz eserler verebilirler. Bu eserler ne kadar güzel ve fevkâlade de görünseler, nisbî ibdâ mahsûlü olmaları îtibariyle, örnek edindikleri tabiî güzelliklerden üstün olamazlar. Halbuki Sanat tabiatı tamamlar diyen nice feylesoflar gelip geçmiştir. Şâyed, estetik tabiat üstüne çıkan, fıtrat güzelliğine yönelen, hılkate yükselen ideal bir güzellik sanatının yollarını gösteren ilim veya felsefe demek ise, bu nazarî olarak ne kadar câzip olursa olsun, bunun şimdiye kadar bir susam tânesi, veya bir anlık düşünme üzerinde bile tatbik edilememiş olduğunu söylemekle iktifa ederiz.
Şimdi bu îzahlarla baştaki târifler göz önüne getirilince, biraz evvel işâret ettiğimiz gibi, estetiği ilim veya felsefe zâviyesinden mülâhaza ettiğimiz zaman; mevzûunu, hakîkî ve nisbî ibdâ eseri olan güzellere ve güzelliklere teşmil etmek lâzım gelirse de, tabiat ve sanât eserleri içinde estetik olmayan ve güzel denilen şeyler ve haller de yok değildir. Meselâ, aklın güzel gördüğü iyilik ve adâlet, nefsânî arzuların hoşlanıp haz duyduğu intikam ve tahrib, sevmek ve sevilmek, ilim bellemek, zengin olmak, yeme içme lezzetleri, tabiî ve sunî güzel kokular, fevkelâde ve içe işleyici de olsalar, hiçbirisi estetik güzellikten sayılmamışlardır. Şu halde Estetik olan ve olmayan güzel ve güzellik nedir? bunu ayırt etmeden estetiği târif etmek, veya o târiflerden herhangi bir güzelliği kasdedivermek hiç de ilmî olmaz sanırım. Bu sebeple, güzelin ve güzelliğin de târiflerini yapmak ve yukarıki târifleri ona göre bir daha incelemek zarûreti vardır.
Toplam Okunma:151 Bugün Okunma:0 Son Okunma:24 July 2010
beneb-
Kasım 20th, 2008 18:42
berbat bi yer iğreç üstüne iğreç ……………………………………………..geriler